Her yıl 2 Nisan’da farkındalık çalışmalarıyla gündeme gelen otizm, uzun yıllar içinde ciddi bir artış gösterdi. Uzmanlar, 1970’lerde 10 binde bir olarak görülen otizmin günümüzde yaklaşık her 33 çocuktan birinde ortaya çıktığını ve erkek çocuklarda görülme oranının kızlara göre 3 ila 5 kat daha yüksek olduğunu vurguluyor. Diyarbakır Memorial Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı İbrahim Zeyrek, bu durumun nörogelişimsel bozukluklar ailesinin bir parçası olduğuna dikkat çekiyor. Otizm, dikkati ve iletişimi etkileyen bir dizi belirtiyle kendini gösterebilen, erken müdahale ile gelişimi olumlu yönde etkileyebilen bir durumdur.
Çocuklarda en belirgin başvuru nedeni genelde konuşma gecikmesi olsa da bu tek başına otizmi göstermez. Değerlendirme sırasında sosyal temas eksikliği, göz teması kuramama, başkalarının davranışlarını anlamada güçlük gibi belirtiler de aranır. DSM-5’e göre tanı konulurken sosyal iletişimdeki yetersizlik (A belirtisi) ve sınırlı, tekrarlayan ilgi alanları ile duyusal farklıkları içeren (B belirtisi) iki unsarın en az ikisinin bulunması gerekir. Beş yaş küçücükse bu belirtiler her zaman gözlemlenmeyebilir; bazı stereotipik davranışlar arasında kanat çırpma, alkışlama, dönme ve ekolali sayılabilir.
Otizmin erken fark edilmesi büyük önem taşır. 2-3 yaş civarında belirtiler genelde ortaya çıkar. Eskiden “3 yaşından önce tanı konulamaz” şeklinde yanlış bir inanış vardı; şimdi ise 0-6 yaş dönemi beyin gelişimi için kritik olduğundan erken tanı ve eğitim çok daha belirgin bir rol oynar. Bilhassa 2 ve 5 yaş arasındaki dönemde beyin gelişiminde budama süreçleri yaşanır; bu süreçte kullanılmayan bağlantılar kaybolur ve erken müdahale bu nedenle hayati önem taşır. Otizm risk faktörleri arasında ileri baba yaşı, genetik ve çevresel etkileşimler ile epigenetik süreçler de yer almaktadır. Ayrıca farkındalık çalışmaları sayesinde ailelerin bilinç düzeyi artar.
Ekran kullanımı konusunda ise net bir nedensellik kurulamıyor; ancak yoğun ekran maruziyeti mevcut otizm belirtilerinin şiddetlenmesine yol açabilir. Aileler çoğu zaman tanı sürecini geciktirebilecek kaygılar nedeniyle başvuruyu erteleyebilirler. Böyle gecikmeler, eğitime geç başlanmasına ve potansiyel faydanın azaltılmasına neden olur. Otizmde kesin bir ilaç tedavisi yoktur; ama eşlik eden dikkat eksikliği, hiperaktivite ve uyku bozuklukları gibi durumlar için destekleyici tedaviler uygulanabilir. En etkili yaklaşım ise özel eğitim ve ailenin aktif katılımıyla evde destekleyici çalışmaların sürdürülmesi olarak öne çıkmaktadır. Erken tanı konulduğunda, doğru eğitimle çocukların gelişiminde somut ilerlemeler elde edilmesi mümkün olur.
Kaynak: İHA

Yorumlar kapalı.