Günümüzde kök hücre nakli, birçok kan hastalığı ve kanser türünde umut veren bir tedavi stratejisi olarak öne çıkıyor. Kemik iliği nakli terimini yerine daha çok kök hücre nakli ifadesinin kullanılması, tedavinin kapsamını daha doğru yansıtmaktadır. Bu yöntem; doğuştan ya da sonradan gelişen hematolojik hastalıklar, bazı kanser türleri ve bağışıklık sistemi bozukluklarında iyileşme şansı sunar. Ana kaynaklar arasında kemik iliği, granülosit koloni uyarıcı faktörlerle toplanan periferal kök hücreler ve dondurularak saklanan göbek kordonu kanı yer alır.
Allojeneik kök hücre nakli, HLA uyumuna bağlı olarak akraba ya da akraba dışı vericilerden gerçekleştirilebilir. Ancak bazı durumlarda HLA uyumsuzluk taşıyan vericilerden de nakil yapılabilmektedir. Otolog kök hücre naklinde ise hastanın kendi hücreleri kullanılmaktadır; özellikle yüksek doz kemoterapi sonrası kemik iliğinin yeniden toparlanmasını hedefler.
İlk allojeneik nakil deneyleri 1957’de gerçekleştirilmiş olup, 1960’larda HLA doku gruplarının tanımlanması ve immün baskılayıcı ilaçların uygulanmasıyla nakil sonrası komplikasyonların azaltılması amaçlanmıştır. Artan aferez teknikleri sayesinde günümüzde kök hücrelerin büyük bir kısmı periferik kandan elde edilebilmektedir; bu süreç vericinin damarlarından, herhangi bir ameliyat ya da genel anestezi gerektirmeden uygulanabilir.
Birden çok tedavi amacıyla kullanılan allojeneik kök hücre nakli, özellikle yüksek doz kemoterapi uygulanmasına olanak tanır ve nakil sonrası kök hücreleri kan üretimini yeniden başlatarak kemik iliği baskılanmasının düzelmesini sağlar. Graft-versus-tumor etkisi olarak bilinen bu süreç, T lenfositleri ve doğal öldürücü hücrelerin kanserli hücreler üzerinde gösterdiği savaşçı rol ile de dikkat çeker. Ayrıca bağışıklık sisteminin yeniden düzenlenmesine katkı sunar.
Nakil planlanan hastalarda tedavi öncesinde kapsamlı bir değerlendirme yapılır: performans durumu, eşlik eden hastalıklar, hastalığın evresi, kemoterapiye yanıtı, enfeksiyon geçmişi ve sitogenetik özellikler önemli rol oynar. Günümüzde yaş sınırlaması da giderek esneklik kazanmış olup ileri yaş gruplarında da nakil uygulanabilmektedir.
Kök hücre nakli, akut miyeloid lösemi, akut lenfoblastik lösemi, miyelodisplastik sendrom, hodgkin ve non-hodgkin lenfomalar ile multiple miyeloma gibi hematolojik kanserlerin yanı sıra talasemi majör, orak hücreli anemi gibi kalıtsal kan hastalıklarını ve bazı solid tümörleri kapsayabilir. Otolog yaklaşımlarda ise özellikle multiple miyeloma ve bazı lenfomalar ile belirli solid tümörlerde uygulama görülebilir.

Yorumlar kapalı.